Skip to content
Küçük Çiftçinin Seyir Defteri

7 Kasım 2021

7 Kasım 2021

"Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,Yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,Yaşamak yanı ağır bastığından." Nâzım Hikmet / Yaşamaya Dair

Kasım ayı ailemizin en hareketli zamanı, hem annem ve benim doğum günlerimiz hem de hasatın en zorlu süreci bu dönemde. 31 Ekim'de hasata başladık, annem 86 oldu 4 Kasım'da, ben de dün 60. Son 4 yıldır olduğu gibi zeytin ağaçları arasında girdim biraz tuhaf hissettiren yeni yaşıma.

50. yaşımı Nepal'de karşılamıştım, 60. yaş için de Peru / Meksika gezisi hayal ediyordum. Aslında gezip görmek istediğim bir sürü yer vardı. Emekli ikramiyem ile dünyayı gezecek, sonra da dönüp ata yadigârı topraklarda güzel güzel zeytincilik yapacaktım Emekli olup zeytin ağaçlarıyla buluşunca zeytin dünyasına girdim, giriş o giriş. Zeytinliklerin bakımı, canlandırılması, bir sistem oturtmak, işi öğrenip geliştirmek, ardından pandemi, ekonomik kriz derken hayaller değişti. Emekli ikramiyem krizle birlikte eridi gitti, uzak diyarlara geziler uzun bir zaman için ötelendi. Zeytin ağaçları hayatımızın merkezine yerleşti.

Zeytinciliğe başlarken kendime söz vermiştim. Keyifle, stresten uzak, hayatın tadını çıkararak yapacaktım bu işi. Keşke kolay olsa bu sözü tutmak. Ağaçların yanındayken şahinlerin uçuşunu izler, toprağın, rüzgarın kokusunu içime çeker, kuş seslerini dinlerken hafifliyor, içimi içime sığdıramıyorum. Oradan ayrılınca başlıyor nasıl koruyacağız bu ağaçları, düzeni nasıl sürdüreceğiz kaygıları. Zeytinyağı üretim maliyetlerindeki, her kalemde durmak bilmeyen artış, zeytinciliği/tarımı yok edici politikalar, iklim krizi, kuraklık kanatlarımızı ağırlaştırıyor, küçük çiftçilerin yolculuğu her yıl biraz daha zorlaşıyor. Etrafımdaki zeytinciler bahçeleri bir an önce imara açılsın da zeytinlikleri satılıp para etsin derdinde, geçimini zeytinden sağlamak imkansızlaştı çoğu için. Ülkedeki tüm üreticiler gibi mutsuzlar. Yolun başında çok zor zeytincilik, sürdüremezsin bu şartlarda diye uyaranları anlıyorum şimdi. Sonra, derin derin nefes almayı hatırla diyorum kendime, ağaçlar seni duyacak, nefesine nefes, canına can katacaktır mutlaka. Zülfü'nün 'Bir insan ömrünü neye vermeli' şarkısı kulağımda hep. Değer mi bunca yorgunluğa, zahmete, yolda kalan da bir, yürüyen de bir madem? Babam, amcam, babaannem, dedem, büyüklerimiz geliyor gözümün önüne, 4. kuşağız zeytincilikte, köklerimize döneli 4 yıl olsa da. Nâzım'ın 70 yaşında zeytin ağacı dikme görevini emanete sahip çıkıp var olan ağaçları koruyarak da yerine getirebiliriz. Varacağımız yer değil yolda olmak değil mi aslolan? O zaman yürüyenlerden olalım biz, seyir defterine yazmaya devam edelim nefesimiz yettiği, sağlığımız elverdiği, kanatlarımız bizi taşıdığı sürece.

Hem hayat zorluklar yanında güzellikler de armağan ediyor. Zeytinlikte sürpriz pastayı kuş sesleri içinde tayfalarla, ağaçlarla, börtü böcekle paylaşmak meselâ. Akşam eve gelince annemin sıcacık sarılması, Ferda'mın ev yapımı pastası, Ayşe'min sürpriz tatil organizasyonu, üçünün de sevgi dolu varlıkları, uzaklardaki dostlarım ve kuzenlerimin çiçekleri, armağanları meselâ. Dostlarımın telefonla, mesajlarla ilettikleri iyi dilekleri, sıcak sesleri meselâ. Daha güzel nasıl girilir ki 60'lı yaşlara?

Hoş geldin 60 yaşım! Beni bu ana getiren her şey ve herkes için; ailem, dostlarım, benim ve sevdiklerimin sağlığı, bu dünyada emanetçisi olduğumuz her şey için şükürler olsun.