İnsan tüm gününü ağaçlar arasında geçirmeye başlayınca farklı bir muhabbet gelişiyor zamanla, ağaçlar tüm cömertlikleriyle hikayeler sunuyor, hepsi de hayata dair.
Bu sabah gördüm bu ağacı. Yurdumuzu ve hayatın türlü zorluklarının, omuzlarındaki sorumlulukların altında belleri bükülen, eğilen ama inatla ve inançla asla pes etmeyen insanları çağrıştırdı bana. Bir parçası uzun yıllar, toprak, iklim koşullarıyla yere eğilmiş, yere tam paralel, gövde havada ama kökü sapasağlam. Yeni ve sağlam dallar vermiş, gençleşerek hayatı devam ettirmiş. Kuruyan ve işlevsizleşen dallarını da biz budadık. Bahar geldi ağaca. Işığa kavuştu.
Yurdumuz gibi aynı. Baharın yeşerttiği umut hatırlattı. O sağlam köklerimizde güzel Anadolu kardeşliğimiz; Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşı’nda canı pahasına yurdu savunanların; bu ülkeyi barış içinde, bilimin yolunda, gelişmiş, çağdaş, özgür ve eşit yurttaşlar olarak yaşamamız için kuranların, sonrasında demokrasi, özgürlük, eşitlik, kardeşlik uğruna gençliklerini, canlarını feda edenlerin paha biçilemez emekleri ve bizim onlara olan borcumuz var çünkü.
Derin ve taptaze bir nefes alarak, bizden sonraki nesillere bir an önce kaçıp kurtulmak isteyecekleri değil, gurur duyacakları, emek verip emeklerinin karşılığını alacakları, sahip çıkıp sevgiyle, saygıyla koruyacakları, geliştirecekleri bir ülke bırakmak zamanıdır artık.


