Küçük Çiftçinin Seyir Defteri- Ekim 2020
Dün sabah hasata başladık biz. Semaver zeytinliğe taşındı. Kasalar, brandalar, sırıklar, makineler ve biz, zeytin ağaçları arasında yerlerimizi aldık. Bu yıl zeytinin az/yok yılı. Ağaçlarda fazla zeytin yok, küçük bir ekiple çalışıyoruz.
Yine de bir heyecanı var hasat zamanının, ağaçlardaki zeytine dokunmanın. Bir yıl boyunca bu an bekleniyor ne de olsa. Zeytin, ağacın üzerinde çiçekleniyor, meyveye duruyor, bir mercimek tanesi büyüklüğünden zeytin tanesine dönüşüyor. Dalından düşmesin, zeytin sineğine maruz kalıp kurtlanmasın, hastalanmasın diye gözünün içine bakılıyor, hasretle yağmur gözleniyor, ağaçlara gerekli bakım yapılıyor, hesaplar, kitaplar yapılıyor. Umutlar, umutsuzluklar içinde aylar geçiyor. Üzerinde zeytin olan bir ağaca elinde kasalarla ile yanaşabilmenin sevinci ve o zeytinleri yere düşmeden toplayabilmenin telaşı geliyor sonra.
Küçük ekibimizle gayretle giriştik işe. Vargit çiçekleri, ötücü kuşlar, şahinler, kelebekler ve bir de peygamberdevesi eşlik ediyor bize.
Öğle yemeğini zeytin ağaçları arasında hep birlikte yemeyi, azıklarımızı paylaşmayı, üstüne semaverde demlenmiş çay içmeyi özlemişiz.
Peygamberdevesi ile ilk kez tanıştık. İlginç bir canlı, uzaylı gibi. Brandaların üzerine konuyor, kaçmıyor da. Yavaş yavaş, sakince yoluna devam ediyor. Onu ilgiyle seyretmekten kendimi alamadım. Küçük ve renksiz olan da yavrusuymuş Müslüme’nin dediğine göre. Ekip arkadaşımız, dünya tatlısı Müslüme’nin çocukluğunda peygamberdevesi için ‘Allah Dede’nin Hamurcusu’ denirmiş. Anne-babası “Sakın öldürmeyin onu, yoksa kollarınızı, bacaklarınızı kaybedersiniz.” derlermiş bir de. Ön taraftaki ayakları havaya kalkık şekilde, tıpkı dua eder gibi durduğu için bu adı taşıyormuş. Zararlıları yediği için bahçe sahipleri severmiş kendisini. Bizim için ve tüm çiftçiler için bolluk, bereket dolu bir hasat için dua etmiştir dilerim.









