Skip to content
Küçük Çiftçinin Seyir Defteri

19 Haziran 2022

19 Haziran 2022

Bir baba kucağına aldığı bebeğine böyle bakarken ne hisseder, neler vardır o bakışta acaba? Ne umutlar ne beklentiler, kim bilir… Babalarımızın kuşağı dürüst, namuslu, güvenilir, kimseye bilerek, isteyerek kötülük yapmayan, özü sözü bir, iyi okuyan, başarılı, içinde yaşadığı topluma, ülkesine faydalı çocuklar yetiştirmek istedi. Bu uğurda ellerinden gelenin en iyisini yaptılar, iyi insanlar, iyi babalardı. Kimse kötü konuşmadı arkalarından.

Babamızın bize emaneti zeytin ağaçlarını korumaya, bakmaya, üretmeye çabalarken gidişinin üzerinden 32 yıl geçse de vaktiyle birlikte çalıştığı köylülerin, işçilerin onu hâlâ hatırladığına, arkasından sevgiyle ve saygıyla konuştuğuna tanık olmak burun direklerimi sızlatır hep. Gün gelip kızlarının zeytin ağaçlarına dönüp aile döngüsünü tamamlayacaklarını, nöbeti, emaneti devralacaklarını, küçük çiftçiler olarak zorlu bir yolculuğa çıkacaklarını aklına bile getirmezdi babamız. Kendi mesleklerimizle ayaklarımızın üzerinde duracağımızı, hayat yolunda sıkışırsak, buralarda hep yapıldığı gibi, bize miras bıraktığı zeytinlikleri satarak sıkıntı çekmeden yaşamlarımızı rahatça sürdüreceğimizi düşünürdü. Gençliğimizin okul ve iş tatillerinde tanık olduğumuz hasat, tayfa bulma, ağaçların bakımı, fabrika maceraları hayal meyal aklımda. Şimdi anlıyorum vaktiyle onun da ne kadar yorulduğunu, uğraştığını, o zamanlar yeni başlayan ekonomik kriz ve tarımsal üretimi köstekleme sorunlarıyla nasıl boğuştuğunu. Zeytinliklerde dolanıp yapılacak işleri planlarken, “Babam olsa nasıl yapardı?” sorusu belirir zihnimde. Keşke sağ olsaydı ve deneyimleriyle bizi yönlendirip fikir verseydi diye geçiririm içimden.

Zeytinliğimize giden yol Küçükkuyu Mezarlığı önünden geçer. 2018 yılı mart ayında, çiftçilik faaliyetine başlamamızdan bir gün önce babamın, babaannemin ve amcamın mezarlarını ziyaret etmiş, hayalimde devir teslim töreni yapıp ellerini öpmüş ve bize destek olmalarını, yol göstermelerini dilemiştim. O gün bugündür zeytinliğe giderken mezarlık önünden her geçişimde onlara selam veririm içimden, zor zamanlarda ziyaretlerine gider, dertleşirim.

Merak ederim, babam gittiği yerden hâlimizi izleyip bizim zeytinlik emanetlerine sahip çıkmamızla gizliden gurur mu duyuyor, yoksa “Aklınız mı yok sevgili kızlarım, bu devirde bu ülkede çiftçilik yapılır mı hiç? Niye kendinizi yoruyor, sıkıntıya sokuyorsunuz mu, diyordur.

Babam vaktiyle Ayıdikeni zeytinliğimizde, iki koca çamın gölgesindeki kayalık alanda, araziye hâkim, havadar bir noktadan tayfaları gözler, çalışmaları yönlendirir, yemek sonrası biraz kestirirmiş. O bölgenin adı ‘Babamın Çamları’ oldu. Sevgili Ahmet Abimiz 2009 yılında getirmişti Ferda ve beni buraya. Emeklilik öncesi her yaz bir kere zeytin ağaçlarını ziyaret etmeye çalışır, yolunu bile bulamadığımız zeytinlikle ne yapacağımızı düşünür dururduk. Şimdi Ayıdikeni’nde en sevdiğimiz yer. İşlerden, zorluklardan bunaldığımda oraya giderim hemen. Çamların gölgesinde derin bir nefes alır babamla buluşurum adeta. Onun gözleriyle bakarım ağaçlara, toprağa, gökyüzüne, devri daim olur, dönüş yolunda bir gülümseme yerleşir yüzüme.

İnsanın babası gidince dayandığı çınarı yıkılıyor sanki, sırtı ayazda kalmış gibi üşüyor. Hiçbir şey eskisi gibi olmuyor, o boşluk dolmuyor, özlem dinmiyor. Selam olsun Babalara, Baba Yüreklilere, başkalarının çocuklarını da kendininkiler gibi düşünüp, sevip kollayanlara, kimseye bilerek isteyerek kötülük yapmayanlara, iyiliği, güzelliği, aydınlığı büyütenlere. Hepsinin Babalar Günü kutlu, uğurladığımız babaların ruhları şâd olsun.