Hasat sonrası, Covid vakalarının artışı nedeniyle Ankara'ya dönmeyip daha kontrollü yaşadığımız babaevinde kalmayı yeğledik. Yağmurlar, soğuklar, biraz dinlenme, hesap kitap işleri derken geçti günler. Şimdilerde bahçelerde zeytin ağaçlarını budama ve çalı temizliği işleriyle uğraşıyoruz. Hava sabahları çok soğuk hâlâ. Bu defa da budama ve çalı işinde çalışacak işçi bulamıyoruz. 70 km uzaktan bir arabaya doluşup gelen, 'ne iş olsa yaparım'cılardan oluşan bir ekiple 3 gün çalıştıktan sonra sinir, stres seviyemiz tepelere çıkınca yolumuzu ayırıp deneyimli, güvenilir bir ekiple anlaştık ama 1 hafta beklememiz gerekiyor işlerini bitirmeleri için. Bu arada sondaj kuyusu açtıracağız zeytinliğe, çiftçinin işi hiç bitmiyor.
Savaş haberleri, ekonomik kriz, gevşetilen Covid önlemleri, fahiş fiyat artışları gibi iç karartıcılara ek olarak çiftçilerin, üreticilerin sorunları da dağlar gibi. Ülkede tarımı ve hayvancılığı bitirme çalışmalarında sona geldiler sanki. Mazot, gübre, hayvan yemi fiyatlarındaki aşırı artışlar sonrasında zeytinci zeytinliğini, hayvancılık yapan büyük ve küçükbaş hayvanını elden çıkarma derdine düştü. Satılık zeytinlik ilânı dolu her yer. Çiftçinin en büyük harcama kalemi mazot yüzde 235 oranında artmış son bir yılda. Traktörümüzün deposu 1150 liraya doluyor artık. Kesilen dalları öğüttüğümüz için günde bir depo mazot harcıyoruz. Budama sonrası tiller ile toprağı işleme ve organik ilaç kullanımını da hesaba katarsak ufukta 20 bin lira üzerinde ilave mazot masrafı görünüyor. Budama yevmiyeleri toplamı günlük 3 bin lira civarında. Hesapların başına oturduğumda karşıma çıkan tablo içimi daraltıyor. Çiftçiliğe başladığımızdan beri ürettiğimiz yağdan kazancımız maliyetlerimizi hiç karşılamadı ama zarar makasımız bu yılki kadar açılmamıştı hiç. Zeytin ağaçlarının arasında dolaşırken, gece yatağımda yatarken yapılacak işleri düşündüğümde yüreğimde tuh tuhaf bir sıkışma duygusu hissediyorum. Biz de bahçelerimizden birini satsak mı sorgulamaları yapar olduk.





Bizim gibi butik zeytinyağcılıkla, yağ ticareti yapmadan yani başkalarından daha ucuza aldığın yağı daha pahalıya satıp kâr etmeden, sadece kendi organik sertifikalı bahçelerimizden ürettiğimiz zeytinyağını satarak ağaçların bakımını, düzenin dönmesini sağlamak imkansızlaştı. Moloz dökülüp zeytinleri çalındığı için sınırlarına tel çektirmek istediğimiz bahçemizin çit maliyeti olarak bir ay önce 100 bin lira fiyat verdiler, vazgeçtik tabii. Zeytinciliğin, aslında tarımın geleceğinde üretim dışından yani borsa, kripto, kara para, her türlü bol para dönen işlerden para kazanıp toprağa, gıdaya yatıracak girişimcilerin, büyük şirketlerin yer alacağını düşünmeye başladım. Küçük çiftçilerin, işletmelerin bu düzende hayatta, ayakta kalmaları çok zor, üretimden çekilen çekilene. Çok yakın bir gelecekte her türlü gıdaya erişim zor, hele de sağlıklı, organik gıda altın değerinde olacak. Biz de yağ fiyatlarımızı artırmak zorunda kaldık. Ayakta kalabilmek için maliyet artışlarının birazını fiyatlara yansıtıp zarar düzeyimizi düşürmemiz gerekiyor çünkü. Önümüzdeki hasat dönemi şimdiden ürkütüyor beni.
Buralarda bahar iyice göstermeye başladı kendini. Kır çiçekleri soğuk havanın izin verdiği zamanlarda başlarını kaldırıyor. Dağ laleri rengarenk, karahindiba çiçekleri yeşillikler üzerinde yayılmış durumda. Karahindiba çiçeğini büyüleyici bulurum oldum olası. İçinde martılar uçuşan küçük sarı bir mucizeden ufak bir üflemeyle havada uçuşan küçük beyaz topçuklara dönüşümüne kadar her aşamasında ayrı güzeldir. Hayatın geçiciliğini, devridaimi anlatır adeta. Onları seyrediyorum bugünlerde hep, iyi geliyor. Bir de budanan zeytin ağaçlarından çıkan kütüklerdeki şekillere hayranım. Bulut benzetmece oyunu oynar gibi, kütüklerde ortaya çıkan soyut sanat eserlerini buluyorum. Böyle sürüyor yolculuk...